yandex

2016 ‘DA SABRİ BERKEL’İ YAZMAK…

03 Ağustos 2016

 

 

4 Ağustos 2016 Sabri Berkel’i yitireli 23 yıl olmuş. daha dün gibi…
 
Türkiye’de bir ilk olan ve yaygın sanat eğitimini amaçlayan İstasyon Sanat Akademisi’nin kurucu hocalarından değerli sanatçılar Nurullah Berk ve Sabri Berkel’i tanımak; genç sanatçılar için, öğrenciler için, dostluk için, tarihsel kimlik için, bir büyük sanatçının ne demek olduğunu anlamak için ve daha pekçok şey için bir kazanım, büyük bir kıvançtır.

Argun Okumuşoğlu, Sabri Berkel, İnci Kaymak,…., Ömer Ferda Düzenli, İstasyon Sanat Evi, 1987,  Maçka Palas Apartmanı, Teşvikiye

Henüz yeni mezun bir sanatçı adayı olarak tanıştığım Sabri Berkel ile 13 yıl çalıştım. Bu 13 yıl neresinden başlayacağımı bilmediğim zenginlikler ve anılarla dolu.
 
Berkel için öncelik, mesleki ciddiyet, sevda, onur ve insanın hayatının ekseninde mesleğinin olması demektir. Sert, kuvvetli, kararlı, prensipli, disiplinli bir kişidir. Cümleleri arasında ince bir alay, muziplik yer alır. Kıvrak ve keskin bir zeka, mantık derin bilgiye sahiptir.  Bilgisizliğe karşı tahamülü olmaz. İş disiplinini asla ihmal etmez.  Titiz, ayrıntıcı, mükemmelliyetçidir. Onun için sanatçı,  çağdaş, yaratıcı, özgün olmalıdır…
 
Ben bu yazıda sizlere Berkel’in bir sanatçı ve hoca olarak söz konusu özelliklerine ait birkaç anımı anlatmak istiyorum. 
Hülya Düzenli, Sabri Berkel
İstasyon Sanat Evi, 1988,  Maçka Palas Apartmanı, Teşvikiye

İstasyon’un kuruluşu, ağabeyim Y.Mimar Ömer Ferda Düzenli ve yazımın başında andığım Nurullah Berk ile başlar. Sabri Berkel hemen bir yıl sonra katılmıştır. Fakat Nurullah Berk’i 1982 de kuruluşumuzdan iki yıl sonra çok erken kaybettik. 
 
İşte böyle; 1907 Üsküp doğumlu Sabri Fettah Berkel o yıllarda 75 yaşındaydı. Türkiye’de sanat ortamının en önemli ustası, hocası sanatçısıydı, kurumsal kimliğe sahip çıkma bilinci ile bize yol gösterdi.  
 
Berkel, kompozisyon, armoni, düşünce, teknik konularda son derece bilgili, titiz, sabırlı ve hırslıdır. Öğrencilerinden de titizlik ve bilgi bekler. Her ders atölye de hem çizim yapılır, hem eleştiri yapılır hem de gündemdeki bir sergi ya da sanatsal bir olgu ile ilgili yazılar okunur, tartışmalar yapılırdı. Bir kavramı öğretirken ya da resimlere eleştiri yaparken o konuyu, olguyu, kavramı, son derece kolay anlaşılır ve sade bir biçimde anlatırdı... 
 
Bir gün bana ‘Efendum(!) artık sizde bir ders anlatınız...’ dedi. Bende ne anlatmamı istediğini sordum. Bir ay kadar sonra Empresyonizm’i anlatmamı istedi. Bu süre içinde bana çalışmamın nasıl gittiğini, gereksinim duyduğum bir şey olup olmadığını, şöyle ya da böyle bir yöntem kulanmamı vb. hiçbir şey söylemedi, sormadı. Anlatımdan bir gün önce saat 17.00, tam atölyeden çıkarken ‘Yarın siz ders anlatacaksınız değil mi? Bu Empresyonizm nasıl anlatılmalı acaba...’ dedi. Ben de bunun için önce ışık-gölgenin ne olduğunu, ne zaman başladığını, daha sonra gün ışığını anlatacağımı, sonra da kavramı tek tek sanatçıların eserleri üzerinden açıklayacağı mı söyledim. İlk slaytımın Rembrandt olduğunu belirttim. Peki dedi ve gitti. O gün anladım ki beni test etmişti, bu süre içinde hazırlanıp hazırlanmadığımı kontrol etmiş, yumurta kapıya gelince o gece alel acele bir şey yapıp yapmayacağımı anlamıştı. Ertesi gün dersi anlatmadan önce çok heyecanlandığı mı, büyük bir ustanın, sert ve dikkatli, birikimli bir kişinin yanında bir şey anlatmanın zorluğunu düşünerek derse başladım. İlk cümlemde durdurdu... ‘Biraz daha canlı ve yüksek sesle anlatınız...’ dedi. Hepsi bu kadar. Demek ki sesim içime kaçmıştı. Sesimi dışarı çıkardım artık büyük sınavı geçmiştim. Bugün bile eminim eğer bir gece önce hazır olmasaydım, hiç acımaz,  anlatım boyunca beni defalarca zor durumda bırakırdı....
 

Sabri Berkel, Hülya Düzenli ve öğrenciler derste, 
İstasyon Sanat Evi, 1989,  Göztepe, 

Sabahları ve akşamüstleri ısıtılmış ve ince belli bardakta çayını verirdim ve sanattan, sanatçılardan, eserlerden, hayattan konuşurduk. Bu konuşmalarımız ya da kendisinin ders anlatışları sırasında bir sanatçının adını heyecanla, tam olarak ve yüksek sesle söylerdi. Doménikos Theotokopoulos detto El Greco... Bir gün kendisine bunu sordum; ‘Hocam dikkatimi çeken birşey sormak istiyorum. Sizin resimleriniz, titiz, dikkatli, sakin, kontrollü, akılcı... Neden daha serbest, dinamik bir ressam olan El Greco’yu yücelten, öne çıkaran bir anlatımınız var.’ O da bana  ‘ Doğrudur, büyük bir hayranlık duyuyorum. Belki de bende olmayan cesareti, coşkusu nedeniyledir...’ dedi...
 
Berkel’in sanatı olağanüstü bir kontrole dayalıdır. Onun serbest ve çoşkulu işleri bile önceden planlanmış, düzenlenmiş ve ona göre boyanmıştır. Resimleri yapışı bir bilim adamı titizliğinde olup sanki laboratuvarda çalışmaktadır. Her resmi için birçok kompozisyon eskizi yapar. Bu eskizlerden karar verdiği bir kompozisyon için renk eskizleri oluşturur. Her renk eskizinde kullanacağı renkleri hangi boyalardan elde ettiğini gösteren dikdörtgen alanlar açar, boyar ve tüpteki isimlerini yazardı. Bir nevi her resim için hazırlanmış birçok kartela dan söz edebiliriz. Çünkü bir alana sürdüğü herhangi bir renk tekrar sürüleceği zaman kesinlikle aynı olmalıdır. İşte bu kontrollü davranış, sakin ve analitik yaklaşım hiç şüphesiz El Greco resmindeki gibi  çoşku ve rastlamsallığa sahip olmayacaktır. Kastettiği bu olsa gerek...  


Sabri Berkel, İstasyon Sanat Evi, Maçka Palas Ap

Sabri Berkel’in Türkiye Resim Sanatı’nın en önemli sanatçılarından biri olduğu kaçınılmaz bir gerçektir. Desen konusunda ne kadar sağlam olduğu, büyük bir portreci-otoportreci olduğu, suluboya, guaş, yağlıboya, gravür gibi pek çok malzeme ve tekniği ne kadar başarılı bir biçimde kullandığı bilinir. Figüratif resme hakim oluşu, hem insan figürü, hem natürmortları hem de manzara resimleri ile öne çıkar. Yine de büyük bir risk üstlenir, çağdaş sanat dilini kullanma yolunu seçer. Sanat yapıtının anlatımcı bir yol izlemesini ön görmez. Soyutlama ve soyut resimler yapar.


Hülya Düzenli, Tevfik Şenol,  TRT ‘Sabri Berkel Belgeseli Çekimi’ 1987 
İstasyon Sanat Evi, 1989,  Maçka Palas Apartmanı, Teşvikiye

Berkel’in soğuk, kontrollü ve mesafeli resimleri sanki duygusal hassasiyetten uzak bir etki bırakır. Bu konuyla ilgili bir anımı paylaşmak isterim. 1987 yılında TRT Sabri Berkel Belgeseli çekmişti. Bu çekimler sırasında çekim ekibine gönüllü asistanlık yapmıştım. Çekimlerin bir kısmı İstasyon Sanat Evi’nde bir kısmı da İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde yapıldı. Müzede çeşitli dönemlerine ait çok sayıda yapıtı tek tek kaydedildi. 


“Komposizyon", 1956, tuv. üzerine yağlıboya, 
Resim ve Heykel Müzesi, İstanbul
 
Resimlerin çekimi sırasında bir yapıtla ilgili olarak konuştuk. Hoca bu resmi nasıl yaptığını anlattı ve bir soru sordu: Bir gün bir gazetede bir haber okumuş. Habere göre bir cami imamı bahçeye gelen kuğu ile ilişkiye girmiş ve hayvan ölmüş. Berkel de bu haberden etkilenerek bir resim yapmış. Bu konuyu betimlerken sağdaki kiremitler yapıyı, soldaki mum ışığı mistik ortamı, sakallı adamın kollarının olmaması ve dağınık hali yaptığı vahşeti, ayaklarına dolanan hayvanın açık ağzının acıyı gösterdiğini söyledi. Bana dönüp ‘Sizce bu resmin adı ne olmalı diye sordu!!!’ Düşündüm, bir sessizlik oldu. ‘Kuğu’nun Dramı olmalı dedim.’ Hoca: ‘Bence İnsanın Dramı desek daha doğru olur...’ dedi ve konuyu değiştirdi... Resmin adı, sanat yazarları tarafından tespit amaçlı olarak verilmiş bir adla anılmaktadır. 
 
Daha birçok şey anlatabilirim. Ama başka arkadaşlarımda yazacaklar. Bu yıl onu anmak için hepimiz yazılar yazıyoruz. Başka zaman başka anılar... 
 
Ömrünü sanata adamalı, sanat aşkıyla yaşamalı, para, ün gibi karşılıklar beklememelisin, hep yoluna devam etmelisin derdi; öyle yaptı...
 
Sevgili hocam, sevgili Sabri Berkel iyi ki sizi tanıdım, sizden çok şey öğrendim, hayatımın onurlarından, bana yol gösterenlerden biri oldunuz. 
 
Derin sevgi ve saygılarımla.... 

Sabri Berkel ve öğrenciler 
İstasyon Sanat Evi, 1983,  Maçka Palas Apartmanı, Teşvikiye

Hülya Düzenli, İstanbul, 2016